Çatalca Yalıköy’de Kamp: Kanola Tarlalarından Kızıl Gün Doğumuna Bir Yolculuk

05.05.2026
27
REKLAM ALANI
Çatalca Yalıköy’de Kamp: Kanola Tarlalarından Kızıl Gün Doğumuna Bir Yolculuk

Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/muzaff14/public_html/wp-includes/shortcodes.php on line 246

Uzun zamandır YouTube’da kamp videolarını imrene imrene izlerdim. Her izleyişte beynimin bir köşesinde küçük bir kor ateşi gibi yanan bir kamp hayali vardı; ne zaman, nerede, nasıl olur, bilemezdim. Kamp hayalim İhtiyar Emlakçı İsmail Hakkı Kar abinin bir telefonuyla gerçekleştirme kararına dönüştü. Henüz deniz sezonu açılmamıştı ama ne önemi var, biz üç arkadaş karar kesmişiz bir kere: Çatalca Yalıköy kamp macerasına atılacaktık! İstikâmet Yalıköy…

Ümraniye’den yola çıktığımda navigasyon 112 kilometreyi gösteriyordu; yolda geçireceğimiz zaman ise 1 saat 54 dakika. Planımız basit ve güzeldi: iki gün boyunca işin ve şehrin gürültüsünden uzak, sessiz sakin bir deniz kenarında haftanın stresini atmak, gönlümüzce vakit geçirmek. Çatalca Yalıköy’e daha önce hiç gelmemiştim; Bu yüzden benim için her şey ilk defa olacak ve her şey merakla gelişecek.

Çatalca Yalıköy Sahili

Sarı Altın Tarlalar: Kanola ile Tanışma

Çatalca’ya yaklaştıkça yollar biraz daha güzelleşti. Alçaktan uçan uçakların seyir şöleni verdiği İstanbul Havalimanı’nı geçtikten sonra, köy yolları kendine has o mütevazı güzelliğiyle beni hayallerin içine çekmeye başladı bile. Ama asıl gözlerimi kamaştıran, yol boyunca uzanan o sarı sarı, muhteşem görünümlü tarlaların manzarasıydı.

İSTENEN PARAGRAFTAN SONRA ÇIKAN REKLAM ALANI - 1

Hemen küçük bir araştırma yaptım. Meğer bu sarı sarı gördüğümüz tarlalar, bahar aylarında, özellikle Nisan sonu ile Mayıs başında çiçek açan kanola, yani kolza bitkisiymiş. Çatalca’da çiftçiler bu bitkiye “sarı altın” ya da “sarı gelin” de diyorlarmış. Yağı için yetiştirilen bu bitki, Çatalca başta olmak üzere Silivri ve Trakya’nın geniş arazilerinde neşeyle kol geziyormuş.

Şunu söylemeliyim ki; sırf bu kanola tarlalarını görmek için bile buraya gelmek yeter. Kimisi Hollanda’ya lale görmek için gider, biz de kanola görmek için Çatalca’ya geldik; üstelik yolculuk bedava!

Kanola Tarlaları

Çanakça’da Mola: Türbeyi Fatiha ile Selamladık

Sarı tarlaları geride bıraktıktan sonra kampta yiyeceğimiz malzemeleri almak için Çanakça’da mola verdik. Doğal güzellikleriyle dikkat çeken Çanakça köyü, ismini içinde bulundurduğu Çanakçı Dede türbesinden almış. Türbeyi geçerken gördüm ama ne türbe ne de Çanakçı Dede hakkında yeterli bilgim yok. Bilenler varsa lütfen yorum bölümünde buluşalım! Çanakçı dedeyi Fatiha’larla geçip güzergah üzerindeki birbirinden güzel köylerin, derelerin ve nazlı nazlı kıvrılan yolların arasından geçerken içimiz bir doldu bir doldu.

Ormanlı Köy’den geçerken bir kuş gözlem evi gördüm, inip bakmak istedim ama yol arkadaşlarınızın seyahat kültürü sizinkiyle örtüşmüyorsa her yerde durmanız mümkün olmuyor. Eğer tek seyahat etseydim kanola tarlasında fotoğraf çekilirdim, kuş gözlem evine bakardım, yoldan akan dereye elimi sokardım, Çanakçı Dede’nin türbesine uğrardım. Açıkça söylüyorum: bu kamp gezisinde bu konuda biraz eksik kaldım. Neyse, göremediğim yerleri not aldım; nasip bir dahaki sefere!

Köy Yolları

Çatalca Yalıköy: İlçe mi, Köy mü?

Tarihi camilerin, köy kahvelerinin ve yıllanmış binaların arasından süzülerek geçtikten sonra nihayet Yalıköy tabelasını gördük. Gördük de, Yalıköy’e ben diyeyim “ilçe”, siz deyin “köy.” Köy denince benim aklıma Sivas’taki gibi küçük köyler gelir; bu ise bambaşka bir şey Yalöky oldukça gelişmiş bir köy. Edindiğim bilgiye göre kış ve bahar aylarında 1.500 olan nüfus, yaz ayları geldiğinde 15 bine kadar çıkıyormuş. Bahçeli evlerin hepsi birbirinden güzel; Çatalca Yalıköy kendi başına bir yaşam kurmuş burada.

Yalıköy’ün eski adı Podima imiş. Karadeniz sahilinde, orman ile denizin kucaklaştığı bu köy, neredeyse uçsuz bucaksız kum sahillerine sahip. Biz gittiğimizde Karadeniz çarşaf gibi yatıyordu; bu Karadeniz genelde hırçın olur, ama o sabahki görüntüsü beni büyüledi desem yeridir. Yalıköy içindeki benzinlikten yakıt ve alışveriş ikmali yaptıktan sonra benzinliğin karşısındaki çeşmeden suyumuzu doldurduk. Çeşmebaşı deresinin aktığı köprünün üstünden geçerken köy mezarlığındaki mezar taşlarına dua ve selamla baktım.

0-11520×6480-0-0-{}-0-24#

Yalıköy Mezarlığı: Mübadelenin İzleri

İnternette Yalıköy mezarlığı hakkında fazla bir bilgiye rastlayamadım. Wikipedia’ya bir göz attığımda 1923 mübadelesinde Yunanistan’dan gelen 60 Türk ailesinin kurduğu bir köy olarak görünüyordu. Köyün eski mezarlığında en eski mezar taşlarının 1938 ve 1950’li yıllara ait olduğunu gözlemledim. 1950 tarihli bir mezar taşında “Selanik”, 1938 tarihli olanda ise “Gora’lı” yazıyordu. Gora; Kosova’nın güneyi, Arnavutluk’un kuzeyi ve Kuzey Makedonya sınırlarının kesiştiği bir yer adıdır. Köyün ilk yerleşimcilerinin bu mezar taşlarının sahipleri olduğunu düşünüyorum. Mezarlığı detaylı gezme fırsatım olmadı, bu ayrı bir hasret kaldı içimde. Nasip olursa bir dahaki sefere kaldı.

Uzakta görünen üç baz istasyonu bulunan alan bizim konaklama yerimiz oldu. Şansımız var; telefonlar burada çekiyor! Keşke şu baz istasyonlarını da birleştirmiş olsalardı görüntü açısından daha iyi olurdu diye içimden geçirmedim değil.

çatalca Yalıköy Mezarlığı

Kampın İlk Gecesi: Ateş Başı Muhabbeti

İkindi vakti ulaştığımız kampın ilk günü yemek ve sohbetle geçti. Nisan ayının akşam soğukluğunu ormandan yerden topladığımız odunlarla yaktığımız ateşle giderdik. Ateş başı muhabbeti, çadırların kurulması, kamp ekipmanların ayarlanması derken günümüzü çadırın içinde tamamladık.

Gece olduğunda ve hava karardığında uzaklardan dizi dizi rüzgar türbinlerinin kırmızı uyarı ışıkları yanıp sönüyordu. Geceleyin havanın soğumasıyla birlikte biraz üşüsek de üç ayrı çadırda, üç ayrı insan, üç ayrı rüyalar içinde uykumuzun tadını çıkarıyorduk. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: benim çadırım yazlık çıktı! Soğuk havada pek işe yaramadı. Anlaşılan kamp ekipmanları konusunda daha çok bilgiye ihtiyacım var, bu da benim için ayrı bir deneyim oldu. Bu arada kamp müdavimlerini çadır tavsiyeleri için yorumlara beklerim.

Çatalca Yalıköy’de Kamp Ateşi

Yalıköy’de Bir Sabah: Büyüleyen Kızıl Gün Doğumu

Kampın ikinci günü sabahı büyülenerek uyandım diyebilirim. Yönünü denize doğru kurduğum çadırımın fermuarını açtığımda inanılmaz bir güzellikte gün doğuşuyla karşılaştım; bambaşka bir alemde uyandığımı anladım. Adeta cennet gibi bir sabah. Çarşaf gibi uzanan denizin üzerinden kıpkırmızı bir ışık çadırımın önüne kadar nazlı nazlı süzülüyordu.

Hemen çimenlerin üzerine oturup yüzümü güneşe doğru çevirdim ve bu eşsiz anı seyretmeye koyuldum.

0-3840×2160-0-0-{}-0-24#

Dalgaların üzerinde yayılan güneş kızıllığının ötelerinde bir balıkçı teknesinin motoru sabahın sessizliğini bölüyordu; belli ki sabahın bereketi hayli fazlaydı. Bu bereketli balık ziyafetinden sadece balıkçı teknesi değil, dalıp çıkan karabataklar da faydalanıyordu. Hemen yakınımdaki çalıların içinde onlarca serçe sanki sabahın ilk toplantısını bağıra çağıra gerçekleştiriyordu. Yalıköy’ün horozları ise sabahın ilk ışıklarıyla çoktan ötme mesailerine başlamışlardı.

Güneş biraz daha yükselip kırmızı bir tepsi yuvarlaklığını aldığında, açık kızıl ışıkları Yalıköy’deki pencereleri büyülü bir aynaya çeviriyordu. Ayaklarımın altındaki otların arasındaki karahindiba çiçeklerinin topaksı tüyleri, ellerimi sürttükçe uçup gidiyorlardı. Derken kampın içine sızan küçük bir köpek, akşamdan kalan yemeklerin kokusunu almış; sabahın ilk rızkını elimden yemenin keyfini sürdü ve bir süre güneşin doğuşunu birlikte seyre daldık. İşte böyleydi Yalıköy’de bir sabah.

Şehirde de her sabah güneş doğuyordu ama buradaki gibi huzur vermiyordu. Birbirini ezen çarpık çirkin binalar bu güzelliği bize göstermiyordu; trafik gürültüsü, şehrin çığlığı kuş seslerini çalıp götürüyordu. Sahi, kimler çalıyordu her gün bizim sabahlarımızı?

Çatalca Yalıköy’ün Sessiz Tanıkları

Sahil, Semaver Çayı ve Mangal’da Mantar

Öğlen vakti deniz sezonu açılmamış olmasına karşın Yalıköy sahili doğanın ve o eşsiz manzaranın tadını çıkarmaya gelenlerle dolup taştı. Karavanlar, çeşit çeşit araçlar, motosikletler ve sanki bu köye has olan elektrikli arabaların o sessiz geçişi. Herkes gününü güzel geçirmenin peşindeydi. Kimi sahil kumlarında oynarken, kimi oltasını atıp balık tutmanın peşindeydi; hatta suyun soğukluğuna rağmen yüzen bile çıktı aramızdan. Ben ise yalın ayak kumlarda yürüdüm, sahil kenarındaki birbirinden renkli ve muhteşem deniz taşlarından topladım. Her zaman yaptığım gibi birkaç çiçek kopardım, günlüğümün sayfaları arasına koydum.

Hafta sonunun gelmesiyle birlikte Yalıköy biraz daha şenlendi. Gündüzlerin o şenşakrak kalabalığının yerini akşam uzaklardan gelen müzik sesleri aldı. Biz ise kamp ateşinin yükselen alevlerinin eşliğinde semaver çayımızı yudumladık, hem sohbet ettik hem de mangal üzerinde pişen mantarların tadına baktık. Ve bu geceyi de böyle güzelce sonlandırdık.

Herkes çadırlarına çekildiğinde Yalıköy gecesi, gökyüzündeki ay ile yıldızların parıltısıyla o esrarengiz güzellikteki sessizliğine büründü.

Çatalca Yalıköy’de Gün Doğumu

Vedalaşma Vakti: Şehrin Yollarına Dönüş

Sabahın ilk ışıkları yine büyüleyici bir gün doğumuyla karşıladı bizi. Bir son kez seyrettik ve ardından toparlandık. Günün ilk ışıklarıyla birlikte çirkin ve gürültülü şehrin yollarına düştük. İşyerine gittiğimizde çok güzel bir rüyadan uyanmış gibi olacağımızı biliyorduk ve öyle de oldu.

Hatıralarımıza bir Yalıköy serüveni daha eklemiş olarak hayatımıza devam ediyoruz. Kim bilir, ne zaman bir daha gidecek, ya da gidebilecek miyiz?

Hoşça kal kızıl güneş, parıldayan ay, karabataklar, karahindibalar, sahil kumları… Hoşça kal Yalıköy’ün nazlı akan dereleri ve mezarlıkta huzur içinde uyuyan Gora’lı Mehmet, Kıbrıs Gazisi Mehmet amca ve diğer merhum hemşehriler… Hoşça kal…

Çatalca Yalıköy’de Kamp’a Veda

Bitirirken…

Şimdi sözü size bırakayım. Aramızda Yalıköy’ün o güzelliklerini gören, o meşhur sarı kanola tarlalarında fotoğraf çekilip de ah çeken var mı? Hele şu Çanakçı Dede’nin hikâyesini bilen biri çıkarsa, valla makbule geçer. Biz geçtik gittik ama aklımız orada kaldı. Sizin de böyle ‘şehirden kaçtım ama kalbimi orada bıraktım’ dediğiniz gizli köşeleriniz varsa, buyurun yorumlarda dertleşelim. Bilenler ve kullananlar çadır tavsiye işini de araya sıkıştırsın…

Hadi bakalım, bizden bu kadar… Sizin taraflarda havalar nasıl?”

REKLAM ALANI
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Wordpress olan bu sitenin, dışı Safir Tema'ya, içi ise ©Muzaffer Çevik'e aittir. İzinsiz, kaynak gösterilmeden hiçbir bilgi kullanılamaz.