Neslihan Özaydıner İle Masai Mara Gezi Söyleşisi

0
548

Neslihan Özaydıner Masai Mara

İstanbul Aydın Üniversitesine yolumun düştüğü bir gündü, Üniversiteyi gezerken kendimi birden bire Neslihan Özaydıner Masai Mara Jombo içerikli doğal yaşam belgeselinin içinde buldum.

“Üniversite de ne alaka vahşi yaşam kardeşim” demeyin hemen, Radyo Televizyon Programcılığı Öğretim Görevlisi Neslihan Özaydıner Masai Mara “Jambo” (Merhaba) Konulu Resim Sergisinden bahsediyorum tabiki.

Bizim televizyonlarda izlediğimiz belgesellerin çekildiği meşhur Kenya, Masai Mara’ya turistik bir geziye giden Neslihan Özaydıner,” kendim gezdim, kendim gördüm” dememiş, gezdiğini gördüğünü fotoğraflamış, herkes görsün diye bir de “Jombo” adında sergi açmış. Serginin arka fonunda çalan Etnik Afrika müziği eşliğinde sergiyi gezenler Masai Mara’ya gitmiş gibi oluyordu.

“Jombo”

Neslihan Özaydıner Masai Mara Jombo sergisini gezdikten sonra teşekkür etmek için gözlerim Neslihan hocayı arıyordu ki, kendisini hararetli bir şekilde, bir arkadaşına Afrika anılarını anlatırken buldum.” Hocam Jambo” (Kenya dilinde merhaba demek) diyerek önce tanıştım sonra da sergi hakkında ayak üstü bilgiler aldım ve tebrik ettim.

İki gezgin ve Fotoğrafsever birbirini görür de laf biter mi? Derken laf lafı açtı ve Neslihan hocamın “Jambo” adını  verdiği sergisi  ve Kenya gezisi Masai Mara hakkında oldukça keyifli bir söyleşi ortaya çıktı. Sohbetimizi aynen aktarıyorum efendim buyurun;

neslihan-ozaydiner
İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Görevlisi Neslihan Özaydıner

Hocam neden Masai Mara? Gezi fikri kimden geldi?

Ben zaten doğayı çok seven biriyim ailece de çok fazla seyahat ediyoruz,hemen hemen doğanın her alanına ziyaretlerde bulunuyoruz.

Benim ailem önceden buraya tura katılmışlardı uçsuz bucaksız bir yer olduğu için o zaman bende çok sitem etmiştim bizi niye götürmediniz diye,  sağ olsun babamın organizasyon yeteneği çok fazladır, babam gençliğinde İngilizce öğretmenliği yaparken rehberlikte yaptığından dolayı bu tarz turistik gezileri çok fazla  yaptığından dolayı gezmeyi de seviyor, bizi de çocukluğumuzdan beri gezdirir bu konuda çok şanslıyım, bu gezi içinde hızlı bir şekilde organize olduk.

Gezdiğiniz bölge neresi, nasıl gittiniz ?

Biz THY ile direk Nairobi’ye uçtuk, Nairobi’den sonra kısa bir seyahatle Masai Mara bölgesine geçtik. Bu sergimde meşhur belgesellerde gördüğümüz safari bölgesi Masai Mara,yı anlatmaya çalıştım. Masai Mara da 4 gün kadar bir çadırda konakladık.

Orada zaten doğal hayata zarar vermemek adına yapılanma yok. Birkaç turizm şirketi bir bungolo birde tent denilen çadırlar olarak turistik yerler dizayn etmiş oralarda kalıyorsunuz, sonuçta turist olduğunuz için kabile evlerinde, yani yerli halkın evlerinde kalamıyorsunuz. Ama yerli halk size rehberlik edebiliyor, turistik etkinlikler yapabiliyorlar

Profesyonel Fotoğrafçı mısınız?

Ben aslında profesyonel fotoğrafçı değilim ama uzmanlık alanım sinema mezunu olduğum için üniversitenin ilk yıllarından itibaren bizim işimiz görüntü.

Fotoğraflarınızı hangi fotoğraf makinesiyle çektiniz?

Canon 500d 50×300 mm’lik bir lensle çektim tek lens kullandım, zaten lenste zoom lens çünkü orada bu lenslere ihtiyaç var sonuçta yırtıcı hayvanların arasındasınız yaklaşamazsınız. Bir anlamda biz onların doğal hayatına dahil oluyoruz, hayvanların vereceği tepkiler sıkıntılı olacağından dolayı geziler, yerel rehber eşliğinde safari araçlarında belirli bir mesafe korunarak yapılıyor.

Yırtıcılara en fazla 15 -20 metre yaklaşabiliyorsunuz.

Yerel halk kalabalık mı nasıllar?

Orada yaşamını sürdüren bir sürü köy var ve halk oralarda yaşıyor, zaten bölgede Ulusal park haline getirilip turizme açıldığı için, orada yaşayan yerliler de, biraz önce bahsettiğim lonçh denilen yerlerde çalışıyorlar. kimisi rehberlik yapıyor, kimisi güvenlik görevlisi. (lonçh: turistlerin kaldıkları mekanlar)

Yerel halk aynı zamanda o bölgede çalıyor ve o parkada göz kulak oluyorlar. hangi hayvanla karşılaşsak oranın halkı birebir onları tanıyorlar sürekli orada oldukları için ve aşırı derecede korumacı oldukları için, siz onların eşliğinde ancak oraları gözlemleyip ziyaret edebiliyorsunuz.

Hatta şöyle bir anekdot anlatayım;

Gezi sırasında bir öğlen yemeğinde yerliler tarafından bir ikram verildi, tabi siz hayvanların olduğu bir alanda yemek yemiyorsunuz. Çünkü ava açıksınız, mümkün olduğunca hayvanların olduğu bölgeden başka bir muhite getiriyorlar, zaten orada yediğimizi içtiğimizi de otele geri gönderiyoruz araçlarla.

Neyse yemek için bir ağaçlığın olduğu bölgeye oturduk aperatif bir şeyler yedik, şişede de bir kola verdiler, kardeşim şişenin dibinde birazcık kola bıraktı, ve kardeşim otururken yere döktü, bir tanesi geldi hemen uyardı bizi dedi ki; “siz ne yapıyorsunuz o buraya ait değil o asitli içecek”. Bunu yapan şurada gördüğünüz yerel kişi yani okul okumamış, görmemiş bizim cahil diyebileceğimiz biri ama ne kadar bilinçli olduğunu görüyorsunuz.

Vahşi Yaşam Değil, “Doğal Yaşam”

Şöyle de bir gözlemim oldu paylaşmak isterim, bana göre vahşi yaşam İnsanların yaftalamasıdır, ben oraya gittiğimde hiçbir vahşet görmedim.

Vahşi kelimesinin de insanlar tarafında bu canlılara yaftalandığını düşünüyorum, çünkü onların yaptığı sadece doğal döngüdeki, temel ihtiyaçlarını karşılamak, avlanarak yeme içme ihtiyaçlarını karşılıyor ve doyduğu zaman da bırakıyorlar,  bıraktığı artıklarla da  bir başka canlı gelip besleniyor böyle bir döngü oluşturmuşlar.

afrika-masai_mara
Masai Mara

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hocam acaba vahşice parçalamalarından dolayımı “vahşi yaşam” deyimi empoze edilmeye çalışılıyor? bize “vahşi yaşam” demesini kim öğretti o zaman?

Büyük ihtimalle vahşi yaşamın empoze edilmesinin tek nedeni bazı insanların bakış açısı, bir takım insanların bakış açısında her zaman bir yaftalama olayı mevcuttur. Oradaki yerel halk vahşi yaşam demiyor, bunun yerine doğal yaşam demeyi tercih ediyorlar, ve oradaki canlılara o kadar değer veriyorlar ki siz canlı olduğunuz unutuyorsunuz.

Oradaki canlılarla yakın temas kurduğunuzda adeta sizinle bakışlarıyla veya farklı tepkileriyle iletişime geçiyorlar. Ve sizin zarar verip vermeyeceğinizi anlayabiliyorlar etki, tepki meselesi yani. Bunun için vahşi yaşam yerine doğal yaşam denilmelidir.

Masai Mara Halkı Genelde hangi dili kullanıyor?

Masai Mara da yaşayanlar Mai dili kullanıyor,internasyonel bir coğrafya olduğu için geneli İngilizceye hakimler, ama kabilelerdeki yaşı büyük olanlar İngilizce bilmiyorlar bunun yerine yerel dil kullanıyorlar.

Ama gençler İngilizceye daha çok hakim, çünkü kabilenin içerisinde yerel halkın şehir merkezlerinde okuyan çocukları da var, farklı bölgelere gidip üniversitede okuyorlar, ama yinede geri dönüşüm yaparak kendi memleketlerine dönüyorlar.

Yerel halkın dili birazcık kaba gibi geliyor kulağa gırtlaktan konuşuyorlar ve bize göre dil biraz hızlı geliyor. Tabi ki bir Avrupalıda Türkçeyi duyduğunda Türkçe onlara hızlı ve sert gelebiliyor. Yerli dilinde bende öyle bir izlenim aldım çok hızlı konuşuyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar.

Uçsuz bucaksız bir yer olduğu için köyler birbirlerine yakın lokasyonlarda değil biri bir uçta, diğeri öbür uçta, ulaşımı ise yürüyerek ve koşarak sağlıyorlar.

Çok kurak bir yer hayvancılıkla geçiniyorlar. Hiçbir elektronik eşyaları yok, su yok elektrik yok ve teknolojiyi kabul etmemişler bir anlamda, hayvancılığın yanı sıra yerel halk, özellikle de kadınlar gelen turistlere gösteri yapıyorlar, o bölgeye ait danslarını sergiliyorlar.

Renkli Bir Yaşam ve İlginç Eş Seçimi…

Burada evlilik adetleri de çok farklı mesela evlenmenin öncesinde erkekler, kadınlara kendilerini beğendirmeleri için en yükseğe zıplayarak eş seçimi yapıyorlar, kadınlar ise onların bakımlarıyla ilgileniyor.

Biz bir köye gittiğimizde bize bir gösteri yaptılar ben çevredeki insanları da gözlemledim,yerel olarak çoğu rengarenk etnik kıyafetler giyiyorlar ama şehre gidip, bir eğitim almış insanlar ise normal tişört kot vs. giyiniyor. Elbiseler değişiyor ama birbirlerine bağlılıkları hiç değişmiyor.

Renkler çok canlı genelde. Genel anlamda baktığınızda kadın ve erkek aynı giyiyorlarmış gibi görünüyor, ilk bakışta kadın ve erkek ayırt edilemiyor. Kadınlar ve erkekler saçlarını kazıyorlar. Bunun sebebi hem sıcak hem de temizlik açısından çünkü su yok, saçları taramak zor ve  vakti kaybı onlar için.

Orada karanlık bir şey göremiyorsunuz her şey rengarenk tek karanlık tenleri. Bölgede çoğu gençler şehir merkezlerine okumaya gidiyor hatta köylerin içerisine bile okumaları için sınıf yapmışlar. Şehir merkezinden öğretmenler gelip onlara eğitim veriyorlar.

Su En Önemli İhtiyaç…

Gece aydınlatma olarak ateş yakıyorlar, fener yakıyorlar benim kaldığım otelde de turizm işletmesi olduğu için jeneratörle çalışan bir elektrik düzeneği var.

Susuzluk had safhada diyebilirim, yerliler yaklaşık bir metre uzunluğunda kabaklardan mataralar yapıyor ve sularını bu mataralardan içiyorlar. Su ihtiyaçlarını ya yağmur suyunu biriktirerek karşılıyorlar yada 15 günde bir veya ayda bir köydeki büyük baş hayvanlara saygılarını dile getirmek için atar damarlarına çok küçük bir kesi atıp kan biriktirip kanını içiyorlar.

Bu durum onların metabolizmasını hızlı çalıştırdığına inanıyorlar. Su içebilirler ama bu durumu sahiplenmişler yani bu yaşamı kabul etmişler.

masai-mara
Masai Mara Yerlisi (Sağdaki:::)))

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Orada iken dilinize takılan ve hoşunuza giden söylem veya kelime neydi?

“Jabmo” yani merhaba kelimesi, bu kelimeyi sürekli ve her yerde duyarsınız. Bir köye gidiyorsunuz sizi “jambo” diye karşılıyorlar, bu yüzden bende sergimin adını “jambo” koydum.

Masai Mara ya gidecekler için neler tavsiye ediyorsunuz?

Bana kalırsa oraya seyahatin hiçbir zorluğu yok, mesela benim doğal ortamın içerisine kendimi adapte eden bir yapım var. Bazı insanlar sıkıntı çekiyor hani böcekten korkuyor, hijyenik takıntıları oluyor buna benzer fobileri oluyor, zamanla orada bunları aşabiliyorsunuz.

Bence bu takım korkuları olanlar oraya gitmesin demiyorum aksine gitsin orada korkularıyla yüzleşsinler diyorum. Ülkeler arası vizeyle gidiliyor THY nin direk Afrika Nairobi’ye 6 saatlik bir uçuşu var pasaportunuzla gidebiliyorsunuz.

Ne Zaman Gidilir Ne Yenir?

Nairobi’den de Masai Mara bölgesine ait vize girişleriyle, o bölgeye gidip orada kalabiliyorsunuz. Turlar genelde 7 ile 14 gün arasında oluyor, gitmeden önce turizm şirketlerini incelemek gerekir, sonuçta herkes bütçesine göre gezebilir ama finans açısından biraz hazırlıklı olmanız gerekiyor.

Şehir merkezinde çok güzel turistik tesisler var orada her türlü canlının etini yiyebiliyorsunuz. Tabi ne kadar etik buda tartışılabilir. Ben bölgede tropikal meyvelerden oluşan çorbalar içtim bu güzeldi tabi ki yerel lezzet diyemeyiz turistik otelin aşçıların bir karışımı bu.

Zaman olarak biz eylül ayının başında gittiğimizde göçü yakalayamadık, asıl göç haziran ayında filan oluyor, hayvanların yoğun bulunduğu ay haziran ayı, zaten bir çok turizm şirketi tam göç zamanında seyahat planlıyor.

Hocam şimdi İstanbul’dasınız ve malum haberleri, gazeteleri ve şehir yaşamını gözlemliyorsunuz. Sormak istediğim şey şu,  vahşi yaşam orada mı, burada mı?

Biraz öncede bahsettim vahşi yaşam burada, çünkü orada bütün bu ırk sadece yaşamını devam ettirmek için temel ihtiyaçlarını gideriyor, yemek yeme, çocuğunu doyurma ve hayata devam etme.

Burada ise biz temel ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra, bütün bu ihtiyaçların ötesinde farklı ihtiyaçlara kayıyoruz, ne yapıyoruz şeytani duygular içerisine giriyoruz , ne yapıyoruz gıybet yapıyoruz başka birisinin kuyusunu kazıyoruz, halbuki yerliler zevk için avlanmıyorlar ama burada haberleri izlediğimizde yine vahşet yine cinayet yine kötü haberler alıyoruz.

Oraya vahşet gidiyorsa biz götürüyoruz, başta da belirttiğimi gibi orada doğal yaşam var. Özellikle orası bana kocaman bir dünyanın üzerinde, bu kadar güzel bir yaradılışın içerisinde küçücük bir varlık olduğumu hissettirdi.

Özellikle çok gitmek istediğiniz başka bir ülke var mı?

Yine Afrika da başka bir bölgeye gitmek isterim çünkü oralar doğal yaşam ve keşfedilmeyen bölgeler  olarak geçiyor. Tabi birde bu geziler zevkle alakalı  mesela bu hafta sonu iğne adaya gideceğim, ben genelde seyahate giderken yolun kenarında bir ormanlık görüyorsam hemen oraya dalıyorum.

Ormanları çok seviyorum, mesela ben longoz ormanlarını böyle keşfettim. Ben zamanı ve imkanı olanın her yere gitmesini farklı yerler keşfetmesini ve oranın atmosferini yaşamalarını istiyorum. Doğada o kadar keşfedilecek yerler var ki gezmeye kalksak ömrümüz yetmez.

Görsel fotoğraf serginiz var bunları görebiliyoruz, fakat gezi anılarınızı yazıyor musunuz?

Hayatın döngüsüne o kadar karışmışız ki koşuşturmaca, iş, güç, aile döngüsü içerisinde kendimize zaman ayırıp bunları paylaşmak yazmak, çizmek göstermek, haykırmak gerekir ama buda benim tembelliğim diyelim yapamıyorum.

Seyahatten geldikten sonra üniversitenin dergisi var orada yazdım. Bana göre aslında biraz yazmak için dolmak gerekiyor sanırım ben yeterince dolmadım, ama belki bir gün yazabilirim.

Zannederim bu sizin ilk dış çekiminiz, Peki ekipman anlamında keşke dediğiniz şeyler oldu mu?

Evet benim ilk dış çekimim diyebilirim. Ekipman konusuna gelince elbette, ekipman eksikliğini çok hissettim hatta orda babama ağlamaya başladım:)

Benim 50×300 lük objektifimin teknolojik olarak özellikleri yeterli değildi, bir stabilize özelliği yoktu, standart cüzi rakamlarla aldığım bir makinem vardı.

Oraya gittiğiniz zaman daha fazlasını vermek istiyorsunuz yani asıl benim gördüğümü göstermek istiyorum. Bunun içinde ekipmanınız birazcık daha iyi olması lazım. Cihazlarınızın stabilizasyonunun iyi olması, çekim mesafesini net görebilmesi lazım.

Benim elimde makine olarak  Canon 500 d ve 50×300 lük lens var.

Benim makineyi internetten inceleme fırsatınız olursa fiyatından ve özelliklerinden  ne demek istediğimi anlayabilirsiniz.

Fotoğraflarınızın mesafe oranları nasıl  size göre?

Mesela bazı fotoğraflarda en az 20 m mesafem vardı ve ben Tripod ta götürmedim. Profesyonel ekipler araç kiralıyor aracın her yerine tripodlar yerleştiriyor, her tripodun üstüne farklı objektifli, mercekli fotoğraf makineleri  koyuyorlar. Bizim belgesellerde veya dergilerde gördüğümüz enstantaneleri öyle çekiyorlar.

Tabi ki ben öyle bir profesyonel bir düşünceyle gitmedim, ben oraya gidip görmek ve oranın ortamını teneffüs etmek istedim. Zaten bunları yaparken profesyonel anlamda fotoğrafçılığa konsantre olamıyorsunuz. Zaten bu benim deneyimlediğim ilk safari olduğu için ancak bu kadarını görebildim, yani bir anlamda bu sergi benim görebildiklerim.

Hoca gezip gördüklerinizi ve Masai Mara izlenimlerinizi bizimle paylaştığınız için öncelikle çok teşekkür ediyorum. Umarım doğa ve fotoğraf severler yada bu konulara ilgi duyanlar bu söyleşimizi okuduktan sonra ufuklarını biraz daha açarlar.

En önemlisi de sizin anlattıklarınızdan ve yaşadığınız gezi tecrübelerinizden faydalanarak iyi şeyler yaparlar.

masai_mara-fotograf-sergisi
Neslihan Aydıner “JOMBO” Fotoğraf Sergisi (İstanbul Aydın Üniversitesi)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belgeselerdeki bu dünyayı sizde keşfetmek istiyorsanız Buraya Tıklayarak faydalanabilir daha fazla bilgi alabilirsiniz.

Yazıyı beğendiyseniz Lütfen başkalarının faydalanması için paylaşınız…

Bir Cevap Yazın